Palyaço Fanzin

düşünüp dünüp karara varılamayan ve yapılan bütün çabanın boşa gittiği, son sigaramın suya düştüğü, amorti bile vurmamış biletime beyaz bir güvercinin sıçtığı andan selam olsun...

palyaço fanzin gülümsemeksizin sunar: "5 über galaktik rezonans"

19 Mart 2015 Perşembe

-8 'Eksilmek'


Şüpheli Paketlere Sardım Düşlerimi ve Umuma Açık Kalabalıklara Bıraktım




Palyaço Fanzin 6 - Hey Kaptan! Dümen sende.


607 numaradaki


- Merhaba 607. Veda etmek için buradayım. Gideceğim. Hep yanımda olmanı isterdim aslında. Burada bu binada değil işte. Dışarıda bir yerde. Çimende. Denizi gören gökyüzüne bakan çatısız bir yerde. Bilmiyorum. Özleyeceğim seni.
- Buralardayım işte. hep buralarda olacağım. Sevmiyorum gitmeyi.
- Bu hafta yas günüm var. Geçip giden yılların yasını tutacağım. bi dilek tut...
- Uzaydan çin seddini görmek isterdim.
- Benim için bişey dile.
- Senin uzaydan çin seddini görmeni isterdim. Çok muhteşemdir.
- Başka bişey daha.
- Bilmiyorum...
- Başka bir dileğin yok değil mi? Anlıyorum.
- Var ama üç hakkımı da kullandım. Dilemişken iyi bişey dilemeli dedim.
- Üçüncüyü duymadım.
- Üçüncüyü duymamanı dilemiştim. Sende bir gariplik var bugün?
- Bilmiyorum 607... Bi eksiklik var üzerimde... Emin olmadığım şeyler var... bazı şeyler... bi şeyler bazında şeyler. ve anlamsız şeyler. bir sürü şey işte...
- Ben genelde geride kalan şeylere bakarım. Geride bıraktıklarıma değil. bende kalanlara. Çok bişey kalmadığını söylüyorlar. Yaşlı ve deli olduğumu da. Ama ben biliyorum, sırtımdaki küfemde güzel yaşanmış bir ömür var.
- Dahası?
- Yeterli değil mi
- Değişir. Başka neler var o küfede?
- Yüküm fikrimdir. Yani önemsiz bir şeyi merak ediyorsun. Bazı durumlarda kişilere bazı vasıflar yükleyip öyle tanımlayabiliriz. Bu durum gerçekten varsa aslında hiçbirimiz Olmamız gerektiği gibi olmuyoruz. Aslolan sadece bizi başkasının ne şekilde gördüğüdür. Yok muyuz biz yoksa?
- Varız... Şefkate ihtiyacim var şu an... Küfende aptal küçük bir kız gibi görüneceğim...
- Battaniye ne için var? Pofuduk bi şeyler neden varlar? Yumuşak bir yastık? Sarılmalık şeyler neden varlar? Isınman lazım senin. Lafı açılmışken bende üşüdüm sanki.
- Battaniye iyi bir tercih olur.
- Çok eskiden bi radyo tiyatrosunda dinlemiştim,  rüyaları çalınan bir kızla ilgiliydi. Daha sonra çok aradım o oyunu. Tekrar dinlemek istedim. Bulamadım. 200 tane radyo tiyatrosu dinledim. Gecelerimi radyonun başında devlet kanalını dinleyerek geçirir olmuştum. Araştırdım. Bulamadım.
- Çok üzücü bir durum. benimde başıma geliyor ara sıra. Senin için araştırabilirim.
- Bitirmeme izin ver genç bayan. Şimdi Bakınca 'ne iyi olmuş' diyorum. Arada bir iki replik geliyor aklıma ve o günlere gidiyorum. Beni güzel bir zamana götüren bir  zaman makinesi oldu benim için o oyun... Tekrar bulursam ve dinlersem aynı kokuda dönemeyecektim ilk dinlediğim zamana. O hissi alamayacağım diyorum kendi kendime. Bende aramayı bıraktım. Düzgün bi hava ve olası bir iki tesadüf.. Belki... Bilemiyorum.
- Güzel bir hikaye. Ders aldım söylediklerinden. Karışık  şeyler var...Ben de biliyorum bir şeyler. Zihnimi topladığımda anlatırım.
- Peki
- Kusura bakma dostum zihnimle başım belada
- Düzelecektir fazla üstüne gitme. Ben bıraktım onla uğraşmayı.
- Gerçeklik algımı iyiden iyiye kaybediyorum
- Fazla iyimser gelebilir ama bunu bir lütuf olarak görmeye çalış... Çoğu insan gerçekliğinden ölesiye tiksiniyor. Ondan kaçmak için bin türlü yol deniyor.
- Bağlarım koptu
- Böyle bir gerçekliğin içinde olmak ne denli gerekli. İnsanların ulaşmaya çalıştığı bir yol var
ya da yürümek zorunda kaldığı yolları. ve o yolun bir sonu var. ne olursa olsun nasıl yürürse yürüsün o yolu bitiriyor.
- Seninle şu an konuşup konuşmadığımızdan emin değilim.
- Ben şu an bir duvara bakıyorum. süngerlerle kaplanmış. Bakıyorum. Demir parmaklıklı bir pencere var.  Sen de aynı duvara bakıyorsan sorun yok sanırım. Fakat ben duvara bakıyorsam sen denizi falan izliyorsan sıkıntı. Fakat burada sorun bendeymiş gibi görünüyor. Daha önce konuştuk mu seninle?
- Yapma 607... Seninle son 12 yıldır Her gün konuşuyoruz.
- 12 yıl mı? Hayır ben buraya 4 gün 9 saat önce geldim. Ama seni hatırlar gibiyim. Gözlerindeki pırıltıdan tanıdım...
- Benimle konuşmadığın zamanlarda ne yapıyorsun?
- Şu odanın ortasına oturup güzel yerleri düşlüyorum. sonra şu süngerli duvardan bişeyleri izliyorum. Verdikleri ilaçlar çok yardımcı oluyor.
- Buraya seni ardımda bırakıp seninle vedalaşmak için gelmiştim... Şimdi gidemiyorum. Burası senin için uygun değil. Başka yerler var biliyorsun değil mi? senin bilincine uygun daha düzgün yerler var. seni buradan götüreceğim.
- Denize bakmıyorsun değil mi? sende benim gibi kainatı izliyorsun şu duvardan?
- Evet aynı kainata bakıyoruz seninle. Başka duvarlardan.
- Ne güzel bi yerdeyim...
- Gel benimle 607. seninle daha güzel bir yere gideceğiz. Rüyalarında gittiğin yerlere...
- Eşyalarımı almayacağım. 
- Olur. 
- İsmim ne demiştin?
- Bana sen gelmeden önce 607 diyorlardı.

Ertesi sabah 607 nin yemeğini getiren hasta bakıcı büyük bir şokla karşılaştılar.  607 numaralı odadan geriye sadece kapı ve kapının bulunduğu duvar kalmıştı. Oda temelinden kaybolmuştu... Geride en ufak bir iz bırakmadan sırra kadem bastı. Bir daha kimse 607 hakkında konuşmadı. İçindeki yaşlı adam zihnindeki gölgelerle birlikte karanlığa karıştı...

Sylvan - Bettie Mae

palyaço fanzin 9. nüshası 'çürümek'de yayınlandı.



4 Şubat 2014 Salı

...

biz medenileştikçe şiddetimizde artıyor. artık öylesine öldürmüyoruz öldürdükmü. tekmeyle, tokatla, arabayla, işkenceyle, açlıkla, bıçakla... vahşice öldürüyoruz. tadını çıkartarak dövüyoruz... dövdük mü öldüresiye dövüyoruz...

medenileştikçe silahlarımız da gelişiyor. kimin tek seferde daha çok insan öldüren silahı varsa daha medeni sayılıyor. kim daha çok insan öldürdüyse onun takım elbisesi daha fiyakalı... ayaklarının altındaki kanı kimseler görmüyor. marka, imaj ve para cesedin üzerine örtülen gazete gibi saklıyor asıl gerçeği gözlerden.
 

(bir kolu çek, bir düğmeye bas. ve bir kentin düşüşünü izle... içindeki insanların yanışının sonsuz lezzetteki senfonisi...alkışlar, ışıklar, fotolar... "and oscar goes to ..." )

biz medenileştikçe birileri açlıktan ölüyor ey millet!
 

ben durmayı seçiyorum bu noktada daha fazla gelişimi midem kaldırmıyor...
 

/üçşubatikibinondört.

29 Ocak 2014 Çarşamba

içerdeyken dışarısı

siz gökyüzünü göre durun fakat bakmayın... ben düşlerimde izliyorum onu.
siz geçin güzelliklerin yanından görmeyin...
siz kavga edin, tükürün birilerinin yüzüne,
siz yaşam akıntısına kapılmış küçük yapraklar
siz kontrolü başkalarında olanlar.
siz insanlığınızı "doyarak" yaşayanlar.
siz doğaya çevre düzenlemesi diyenler, dünyayı kendi istediği gibi görenler, başkalarına öyle gösterenler
siz dua yı istek olarak algılayanlar.
siz para kazanın, siz araba satın alın, ev satın alın, insan satın alın. her şey ama her şey sizin olabilir.
siz vurun!
öldürün!
kirletin!
yakın!

nasıl demişti dünyayı rüyasından algılayan bilge bir adam:
"dünya bir düştür... ah evet... dünya bir masaldır..."
bize masal dünya... sonu size girsin...

28 Ocak 2014 Salı

ügr. yakında burada olacak.


Seni Aradım Birden

Azılı belalı adamlardı karabasan gibi uykuma çöken
-Ki bu kızgın kalabalık denizin içine içine itiyordu beni-
Tepemde ki ana rahminden yeni doğan güneş gibi
Kıpkırmızı kesilmişti yüzüm uyandığımda



Seni aradım birden
Hani çocukken geceleri üstümü açtığımda hiç üşenmeyen
Kalkıp yatağından üşümeyeyim diye ben
O beni sarıp sarmalayan annem gibi
Hastalansam gözlerini kımıldatmadan başucumda bekleyen
Sevdiğim ninnileri içinden geldiği gibi kulağıma söyleyen
Acıktığımda ise ağzında ekmeği öğüterek beni besleyen annem gibi

Seni aradım birden hani gülü kuruduğunda da seven
Sırf gül diye yapma bir çiçeğe saygıda kusur etmeyen

Onur Gülhisar

sebep istiyorum. sonuç zaten ortada.

bana saçma bir sebep verin...
lütfen...
ona inanıp bütün ömrümü harcayabilirim gözümü bile kırpmadan. öyle saçma bir sebep olsun ki onun uğruna kalp kırıp, cinayet işleyebilmeliyim. öyle bir sebep olmalı ki, o kadar saçma olmalı ki yani peşimden milyonlar inanmalı bu sebebime.

mesela dünyanın bir kısmını yoketsem bazılarının sesi çıkarken, bazıları adam haklı demeli. bakınız adamlar yapmış: herhangi bir savaş...

mesela insanların büyük bir kısmının paralarını mallarını çalsam bazı akıllılar "ulan ne oluyor" derken büyük bir kısım susmalı... bakınız adamlar yapmış:  kapitalist sistemler.

mesela insanların umutlarını çalsam, onları özgürlük adına kandırsam, vaadler verip tutmasam binlerce insan peşimden meydanlara dökülse. bayraklar sallasa, sloganlar atsa. bazılarıda cop sallasa ardımızdan. bakınız adamlar yapmış: komünizm.

mesela ben ceplerimi bir güzel doldururken, lüksümden asla vazgeçmez, son model arabalar kullanırken onlar açlıktan geberseler dahi seslerini çıkartmasalar. soru sormasalar.
mesela tam seslerini çıkartacaklarında onla bir gol sevinci, ne bileyim bir türban problemi, bir alakasız birşeyler verip yine sustursam.

bana saçma bir sebep verin. o sebeple dünyayı yokedeyim.
bana sebebinizi söyleyin bende size ne kadar yavşak olduğunuzu söyleyeyim.

29 Nisan 2013 Pazartesi

barda ayakta durmanın zenginlik hissi vermesine dair..

kısa bir yazı olacak... 

Dikkat: barda ayakta durmak kuulluk ve zenginlik hissine yol açar. 

uyarı 1 : bu sadece geçici bir histir.
uyarı 2: sandalye olmasına rağmen oturmamak bildiğin mallıktır. 
uyarı 3: "içeride yer yok. biz iyisimi kapıda bekleyelim" yada "sigara içmek için en kuul arkadaşlarımla kapının önünde takılıyorum" modu "ferrariye biniyorum!" bakışına yol açar. 

(herşey ortada bebeğim)

Tespit 1 : ayakta durulup bira içilen yerlerde bira pahalıdır. 
Tespit 2: elinizi cebinize sokup müziğin ritmine uymaya çalışmayın. komik oluyor. 
Tespit 3: hasiktirin lan. eğlence anlayışınızı sikeyim. 

Yasal uyarı: sağlığa zararlıyız.

26 Nisan 2013 Cuma

farklılıkların farkındalığına dair...

 Ben sizden çok farklıyım. Çünkü: en büyük üç takımdan birini tutuyorum. Bence en iyi futbolcu eskiden Maradona’ydı. Şimdi Messi ya da Ronaldo. Karar veremedim. En sevdiğim yönetmen en iyi olanlar. Evet biliyorum holivut bokunu çıkarttı. Evet duydum ne varsa Avrupa sinemasında.

   En sevdiğim müzik herkesin sevdiğinin bir karışımı. Mesela türkü dinlerim. Sonra rok a bayılırım. En sevmediğim şarkıcı serdar ortaç ve yalın. Çünkü sadeliğe karşıyım. Metalika severim ama son albümlerinde bozdular. Menovır severim ama adamların ruhu faşist. 

   Ben sizden acayip farklıyım. Ten rengim sizinkinin bir ton açığı (ya da kimine göre bir ton koyu.) Siyasi görüşlerimizde tutmuyor sizinle. Mesela siz herkesin sevmediği partiyi seviyorsunuz. Ben, parti yapmayı. Siz gidip oy kullanıyorsunuz ben rey… Mesela siz din, dil özgürlük,diyorsunuz. Ben özgürlük din dil diyorum. Benim söylediğim sırada söylemediğiniz için de sizden nefret ediyorum.

   Yani ben sizden üç dört kat daha kuulum. Bilgiye hızlı erişimim var. (google kelimesiniçok hızlı yazıyorum. Ekşi sözlük sik kullanılanlarda. ) Siz üç şey biliyorsunuz; ben 3,25 şey toplamda. (kopartmada bir iki şey daha fazla bilebilirim.)

(kombo)

Mesela siz memleket meselesi mi tartışıyorsunuz? Ben sizden 3 saat önce tartışmıştım.
Mesela siz dün akşam çok mu eğlendiniz. ben daha çok eğlendim.
Mesela siz bak demeden Bakunin; kıro demeden Kıroptkin derim.
Mesela siz spor mu yapıyorsunuz; ben kaslıyım.
Fazlanız mı var? Benim yok.
Siz beş kavanoz balı 100 liraya mı alıyorsunuz? Ben 105 liraya.
Kısacası acayip FARKLIyız birbirimizden.

Sırf bu farklılıklarımız yüzünden...
sevemiyoruz birbirimizi

11.04.2013 - istanbul 

sylvan...

25 Nisan 2013 Perşembe

KAZAN HİKAYELERİ...

1. limon….

Beni limon mahvetti. O son limonu yemeyecektim. Bu gecebaşıma ne geldiyse limondan. Bir şişe olmega silver bitti. Biraları saymıyorum.Ot içmekten trake solunumuna başladık. Ama limon…
Oturduğum yerden ışık hızında kalkıp tuvalet yolunuyarılamışken elimi ağzıma götürdüm. Limon midemi bozmuş. Beni sersemletmiş vesarhoş etmişti.  Son hız başımı döndürüyordu. Beyin hücrelerim kafamdan aşağı atlarken başım daha fazladönüyordu. 
Tuvaletten döndüğümde beni güleryüzle karşıladılar. Tekilayauzandım. Gülerek dediler ki,
“Tamam abi. Sen kazana düştün. “
“Ama” dedim. “Alkol bana bişey yapmaz. 1949 eylülündebirader mırç ve ben… “
Sırtıma gülerek dokunup “Biliyoruz” dediler. “Ama kazana düştün. Ve sebebi tamamen limon.”
O gece başka limon yemedim.

2. şişe ve Atatürk…

Limon mevzuu son hız devam ediyordu. Janıtına başka limon vermedik.  Tequila bardağını uzatıp arkadaşıma bana ondan küllük yapmasını istedim. Bir sigara yakıp bardağın içine attı ve dedi ki;
“al işte küllüğün.”
Tabi ki de kabul etmedim. Biçimsel olarak o bir tequila bardağıydı. Teorik olarak küllük olması onun tequila bardağı olduğu gerçeğini değiştiremezdi.  Ortam çok gerginken birisi dedi ki,
“İşte Atatürk o cam parçasından küllük yapıp cumhuriyeti kurdu bir enkazın küllerinden.” 
Bir an hepimiz cümlenin devrikliğine takıldık. Sonra unuttuk.  Tartışma ilerledikçe sinirlendim. Bir yandan janıtının limona sayıp sövmesi. Bir yandan tequila bardağının küllük olmadığı gerçeği… öfkem çığ olup taştı. Sinirle ayağakalktım. Ayağım yeni açtığım bira şişesine çarptı. Bütün bira halıya boşaldı.Birden herşey mide bulandırıcı geldi. Koşarak tuvalete gittim…
Tuvaletten döndüğümde beni güleryüzle karşıladılar. Tekilaya uzandım. Gülerek dediler ki,
“Tamam abi. Sen kazana düştün. “
“hayır” dedim  “kazara düştüm.”
“Biliyoruz..” dediler. esprimi anlamamışlardı.
“Ama” dedim. “Alkol bana bir şey yapmaz. 1919 eylülünde Atatürk, İsmet Paşa ve ben… “
Sırtıma gülerek dokunup “Biliyoruz” dediler. “Ama kazana düştün.”
O gece başka şişe devirmedim

3. sadece istediğimmüziği dinlemek istemiştim.   

O an aklımdan geçen tek şey ortama uyacağını düşündüğüm güzel bir şarkıyı dinlemek ve arkadaşlarıma dinletmekti. Önce kolonları mp 3 çalarıma takmalıydım. Hoparlörden pc ye giren kablonun adı aklıma gelmedi.Kabloyu istemek için şekilden şekle girerken (bir şeyin adını unuttuğunuzda böyle olur. Hatırlamak için çaba sarf edemez, yeni bir isim bulmak için uğraşmazsınız.) ve aramak eylemini sürdürürken “aramak” sözcüğünden “arakablo” nesnesini türettim.

15 dakikalık çabam sonucu mp3 çalarım hoparlöre bağlıydı.

Bütün ruhani içtenliğim, spirütel bir eşeğin şakasına kurbangitti. Dead can Dance ortamı güzelleştirecekti . Fikir buydu. Fakat aniden çalmaya başlayan “Ümit Besen – okul yolu.Mp3” bütün ruhaniliğimi, şamanlığımı aldı götürdü benden.
İşte hep böyle olur. Güzel bir şey düşünürsünüz. Güzel birşey yapmak istersiniz ama bir ara kablo ve bir fantezi şarkı bütün her şeyi mahvedebilir. Durumu toparlamak isterken ayağım laptopun kablosuna takıldı. (bir an hangi kablosu olduğunu düşündüm.) laptop düştü. Küllüğün içindeki tek kağıtlı sigara halıyı yaktı. Sinirlenip mp3 çalarımı koltuğa fırlattım.

Birden her şey sinir bozucu geldi. Hışımla tequilaya uzandım. Beni güler yüzle karşıladılar. Gülerek dediler ki,
“Yeter abi. Sen kazana düştün. “
İtiraz ettim.  “hayırdedim. Yanılıyorsunuz. 1999 eylülünde arakablo, ümit besen ve ben!!!”
“evet” dediler biliyoruz.
O gece başka şarkı dinlemedim.

4. çekim hatası…

Teknolojiyi seviyorum. Şu her daim elinde telefon olantiplerdenim. “Bu gece bütün geceyi çekeceğim ve yarın hiçbirimize komik gelmeyecek” çekimlerinden birini çekiyordum. Üç saat içinde günün kahramanı tequila 3 kişiyi kazana düşürmüştü. İyi eğleniyorduk. Sıkı bi geceydi. Bir an Moğollar ve teletabi gerçeği isimli hararetli bir tartışma yaşanıyordu. Tek amacım arkadaşımın suratını yakın plan çekmekti. Her şey ondan sonra oldu.
Tam telefon arkadaşımın yüzüne yaklaştırmıştım ki, o da aynıhareketi bana yaptı. Gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi kaldım. İki yetişkin adam oturmuş birbirimizin çokda yakışıklı olmayan suratlarımızı filme çekiyorduk. Birde yakın çekim olduğunu varsayarsak durum gittikçe iğrençleşiyordu.  Bir anlamsız “bir ben seni çekiyorum.  Sen fotoğraf çektiğimi sanıyorsun” tartışması yaşandı. Bilirsiniz bu tartışmalar bazen gereksiz uzun olur.

Bir elimle telefonu sabitleyip diğer elimle biraya uzandım. Büyük,gergin bir yudum aldım. Bira daha ağzımdayken diğer arkadaşım omzuma dokundu. Dediki; “sizde çekim mi yaptığınızı sanıyorsunuz?” Telefonumu yerde uzanan arkadaşın ayaklarına yakın çekim yaptım. Biz birbirimizi çekerken o da çoraplarını çekiyordu.

Birden her şey çok komik geldi. Ağzımdaki birayı duvara püskürüp koşarak tuvalete gittim.
Tuvaletten döndüğümde beni güler yüzle karşıladılar.Tekilaya uzandım. Gülerek dediler ki,
“Tamam abi. Sen kazana düştün. “
“Tamam” dedim “Haklısınız.”
“evet” dediler biliyoruz.
O gece telefonuma dokunmadım.

gece gözler parlarken... diyalogları


sigara üzerine.

- sigaran var mı?
- Pall Mall.
- olur olur ver bi tane. normalde ne içiyorsun?
- Mali duruma göre değişir. An geliyor 1 Lira fazla vermek istemiyorum sigaraya.
- tütün sar.
- iki kere tütün aldım beş liralık. siirt tütünü dediler. birisi tütün tarlasında çalışan maraba boku çıktı. tütüne yakın bir yerde sıçılmış olması tütün mamülü diye nitelendirilmesine neden olmuşsanırım. duman çıksın diye bir iki yaprak tütün atmışlar içine. bildiin adamlar boku kurutmuş kıymış servis ediyorlar.
- pall mall güzel sigaraymış.
- iyidir.



teletabiler ve moğollar üzerine.
    
1. anektod. 
İçime şeytan girdi sandım              
Keşke hiç uyumasaydım
    
2. anektod.                                                  
      moğollar                                                   teletabiler
Birdenbire                                                     birden bire
Ateş ve duman                                              çiçek ve böcek
Feryad-ı figan                                               neşe ve sevgi
Sanki elele                                                    sanki elele
Geliyor habire                                                geliyor habire
Üstümüze, üstümüze                                     üstümüze

Çığlık kalleş                                                   güneş kardeş
Sessizlik mi dost                                           bulut kanka
Ateş ve duman                                              ıtsi bitsi
Hain düşman                                                sevgili doğa
Issızlığın ortasında                                        teletabi (sus) teletabi

3. anektod.

teletabiler... üçünü yan yatır bayrak oluyor. sarı kırmızı yeşil. mavide bayrak direği.






 kırmızı yeşil. mavide bayrak direği.

30 Aralık 2010 Perşembe

paronayak düşlerin bağ bozumu ....makamı olmayan hüzzam aşk

paronayak düşlerin bağ bozumu ...

makamı olmayan aşkının , hüzzama boğan yalnızlığı içindeyim .



Gece dalları kırık gönlümün içinden süzülerek akıyordu yaşantıma ...

tanıma gelmez bir ruh halindeydi bedenim ,

zamanın küs anlarıydı ...

küskünlüğün içindeki zamanda ben susmuştum,

kelimeler gittikçe yavaşlıyordu beynimde.

bir makamı olmayan aşkının hüzzama boğan yalnızlığı içinde kıvranmaktayım .....



soluk ucu yırtık bır fotoğrafın içine kazınmış hatıralarında ;

yolumu kaybetmiş bir haldeyim,

bir sis örtüyor geceyi

sesin düşüyor sesime

telefonun bir yanında sen ,

soluk alışların dudaklarıma çarpıyor.....

bir nefeslik kavuşma anı yokluğunu vurguluyor....

takılırken ezberlerime gece saçlı kadınım ....

ilah gözlerinle sen özgürlüğüne bulanırken .....

solan gün tüm kimsesizliğinde ;



kırılma noktasında herşey ;

geçmişlere sarılı yaşamın;ismini koyamadığı geleceğe yol alması

soluğumu tutuyorum her zamanki gibi .....

düşümündeyim;

nefes alışlarımdan kaçmaya çalışıyorsun ;

nafile ibadetlere ; çıka gelen yalanlara alışmış bir şekildesin ;

loş bir oda biriktiyorum kendimi ....

giderek büyüyen bir sessizliğin içinde hapis yaşamaktayım hayatı …..



beni bulamazsan …

beni vur sevgili ...

ölüm senin ayak izlerini taşısın ....

Selçuk Salt

Tapınak

Tapınak


Kim yalnız Lan?
Kim yalnız?
Yalnızlık diye bir şey yoktur!
Gerzeklik diye bir şey vardır!
Rüzgar varsa!
Motor varsa!
Yalnızlık yoktur!
Konuşan bir kelle mi salt mutluluk veren?
Müzik varsa,
Tek melodi olsa...
Yalnızlık yoktur!
İyilik dağıtan biri
Gülücüklerin neye yarar?
Tütün varsa,
Hiçbir nefeste
Yalnızlık yoktur!
Birileri bir şeyler karalamışsa zamanında...
Çürük birileri, sağlam bir şeyler karaladıysa...
Bukowski varsa yani...
Proust varsa...
Yalnızlık yoktur!
Yoktur yalnızlık!
Gerzeklik vardır!
Kendini yalnız sanan mal bakışlı geri zekâlılar vardır...
Boş sohbeti eğlence sanan öğüt verici aptallar vardır...
''takıl bana hayatını yaşa, benim çevrem geniştir'' diye gülerken
''çevren geniş de çapın ne kadar?'' diye sorduğumda anlamadığı için gülücüğü solan ortam gülleri vardır!
Aynalar varsa yalnızlık yoktur,
Konuşabiliyorsan kendinle,
Ve seviyorsan aynadakini...
En iyi arkadaşın zaten odur.
Boşsa ama tamamen,
Boşsa bakışları,
Haklısın kır o zaman aynaları,
Çaresiz bir arayış içine gir,
Kalabalığa gir,
Sen gir!
Beni karıştırma!
En mutlu saatlerimi geçiriyorum tek başıma!

Galadriel Bakunina

Gürültü Etme Çocuk Uyuyor…

Gürültü Etme Çocuk Uyuyor…

Onur Gülhisar

Bir çocuğun renklerle ve düşlerle algıladığı dünyası, bizim gözümüzden çoğu zaman daha uzakları görür. Orada bir sınır ya da cam bir fanus yoktur. Henüz eller, minik gözlerimizi çok uyuduğumuz için örtememiştir. Dilimiz çirkinlikleri anlatmaya dönmez. Kulaklarımızda çınlamamıştır parıltılı palavralar. Özgürlüğümüz sonradan bizlere yutturulan kavramlarla zorla elimizden alınmış ve bizi istemeden büyütmeye zorlayan unsurların gölgesine saklandığı bir umut aracı olmuştur. fiziksel olarak büyürken yakalanmışız bir şeye ait olma hastalığına, kağıttan gemilerimizi korsanlara teslim etmemiz böyle zamanlarda… Kurşun askerleri mezarlara gömmemiz zira… Doğduğunda canı istediğinde kahkahayı basan ya da içgüdüsel olarak duyduğu her rahatsızlığa sesini yükselten çocuk, aslında şimdilerin dut yemiş bülbüllerine ,sizde bir zamanlar çocuktunuz lafını hatırlatır cinsten.
Bu yazılar çocuklar için yazılmış yazılar değil. Sadece içimde ki büyümeyen çocuğa söylenmiş masallar…





Kağıttan Gemilerin Kaptanı

Kağıttan gemilerin kaptanıyım
Ne yana baksam
Siyah beyaz bir deniz
Rotalarımda
Gazete yaprakları
Yelkenim çocukluğa fora düşler
Her yanım malzemece üstün
Düşman kuvvetleri tarafından
Batırılıyor.



Karton Evler Masalı

Kartondan evler kesiyor çocuk,
Yeşil bir pastel boyaya bandırıp bahçelerini
Annesinin çiçek desenli dantel işlemeleri örtüyor üzerini

Rüyada ağaçlardan meyve koparırken çocuk, bir bulut gökyüzünden
Bezeyerek el işi kağıtları renklerini düş sokağında tüm karton evlerin
Uçan balonların sırtına tutunup yolculuk ettiği masal diyarlarında

Krallar piyon olurken satrançta, atlıkarıncanın sırtında
Pinokyonun üşürken burnu taşlara sürtünüp beyaz köpüklerden yağan karda
Külkedisi uyuya kalır da beyaz atlı prensi beklerken karıştırdığı masallarda

Çocuk karton evde elin üç parmağında kör bir makasla

Hayatımın Kadınları…





Hayatımın Kadınları…

Önce biraz daha zor ... ardından boşluğa bırakılmış tınısını kimsenin bilmediği efsunlu bir enstrümanı çalmak kadar kolay bana nefes alıp vermek. Ateşi iliklerime kadar hissediyorum. Kendi etimin yanık kokusunu soluyorum. Göğsüme saplanmış kocaman bir hançerle dolaşıyorum ortalıkta. Zahiriyim gözükmüyorum.
Ben mezarlıklarda ağlarım günün batımında hikayemin en başında elimde bir çift çiklet ile söverim hayata. Kimse yadırgamaz bir adamın bir mezarın başında ağlamasını. Ben bütün ölülerin gerçekleştiremedikleri hayalleri adına ağlarım. Seslerini biraz daha sessiz olursanız duyabilirsiniz. Ben öpemediğim dudaklar için ağlarım ve aralarından bir mezarın üzerine uzanırım...
Sonra ....
Ben heyecanı; kısık kahverengi gözlü o çılgın, siyah deri ceketli kasları güçlü kadınla yaşarım bir beyzbol sopasıyla arabaların farlarını patlatır saçmalığın ve serseriliğin dibine vururum. Bir catterpillarin üzerine çıkar büyükçekmecemin henüz aydınlanmamış sahilinde gecenin koynunda otumu içer dolunayımı seyrederim. Arabamın gaz pedalını sonuna yapıştırırım. Sona giderim.
Ben sohbeti o uzun bacaklı iri gözlü kıvrak zekalı bilgin ve gergin tenli kırmızı ojeli kadınla ederim. Bir şişe şarabımızla moda sahilinin kayalıklarında Eflatundan Bakiden Şemsten Mevlana’dan, Fuzuli’den içerim. Geceme gönlümün gözünden bakar diğerlerinin göremediklerini görürüm.
Ben eğlenceyi o sarışın ince belli parlak tenli kadınla yaşarım. Kulübün en işlek saatinde dans pistinin ortasına soyunurum. Jack şişemi üzerimize boşaltır, teninin en tuzlu yerinden içerim. Geberene kadar dans eder ve kaybolurum şehrimin sokaklarına.
Ben rutini o ruhu masum yüzü temiz elleri güzel bilekleri ince kadınla yaşarım. Evde yemek yapar akşam yemeğimizi yer bir kahve eşliğinde sıkı filmler seyreder sonra uykuya dalarım.
Ben alışverişi o en bilmiş ufak tefek her şeyi soran küçük dik popolu kadınla yaparım. alışveriş merkezlerini turlar o bütün bir personeli çileden çıkarırken ben hayatıma da bir hiç kadar değeri olan zamana yenilen her şeyi satın alırım.
Ben yalnızlığımı o kimsenin henüz sevmediği elleri titrek belinde gamzeleri, yüreği boş kadınla paylaşırım. Bir sandalın arkasına yaslanır muz likörü ve süt içerim. Geceye susarız birlikte. Hiç konuşmadan anlamlarımıza anlam katarız kelimler kifayetsiz kalır bakışlarımızda. Yalnızlıktan öleceğimize yeniden doğarız.
Ben kavgayı o aklı keskin dili sivri göğüsleri ufak kadınla ederim. Avuçlarımı parçalanmış camlar ile doldurur yüzünü okşarım. O ise bütün derimi uzun ince diliyle keser üzerine teninin tuzunu sürer. yaralarım kapanmasın diye her seferinde biraz daha derin keser.
Ben elleri yumuşak gönlü zengin huzuru tanrısal kadınla iyileşirim. Ben dizlerine uzanırım o sakallarımı yüzümü okşar yalarımı sarar ben müzik dinler sakinleşir öylece dinlenir gücümü ve kudretimi toplarım.




Ben işimi o tecrübesiyle herkesi korkutan zihniyle önümüzü gören dolgun dudaklı uzun kirpikli kadınla yaparım. her olasılığı hesaplar hiçbir riske ihtimal vermeden konuçlanız. Tuttuğumu bileğimin gücüyle koparırım. Paramı alır hayatıma anlamsız bir an daha katarım.
Ben romantizmimi o hayal gücü dünyanın bütün hazinelerinden daha zengin teninin kokusu bütün geceme huzur katıp sancılarımı dindiren kadınla yaşarım. yeşil gözlerinin arkasına gizlenir cihangirimi izlerim. Bir karanfilli sigara yakar dolgun kızıl saçlarını okşarım.
Ben o beyaz gecede teni geceden daha beyaz ipekten daha pürüzsüz gözleri göğün mavisini kıskandıran kadınla sevişirim. Saçlarını geceye kapatır günahlarımızı gizler Birbirimize masallar anlatır kahramanlarını üzerimize giydiririz. Ellerimizi birbirine kenetler gün siyada dönene kadar gözlerimizi hiç açmayız.
Ve sonra...
Bütün bir irini kusar içinde bir cenin misali uyurum yalnızken ben.bütün hayatım boyunca elimi kolumu bağlayan bana deli gömleği giydiren aşka söverim.
Ben bunların hepsini sensiz yaparım. Parça parça yüreğimin her yanını bir kadınıma dağıtır hepsini aynı severim. Ben hepsini senmişsin gibi severim.Ben hepsine senmişsin gibi davranır bütün bir dünyayı ve en başında kendimi kandırırım. Biraz elini çabuk tut ve bana adını bağışla lütfen.
RustyNail

Hermann Hesse ritüeli..




Hermann Hesse ritüeli...

Gülbahar Karakoç

Bir roma hamamındayım. Aklımda üç gün ertesi bir hayal…üç gün önceden..
bir kaçıktan mektup var!
Kendime döndüm. Kendimden döndüm. işte ilk oyunumu böyle oynadım ..eğlenceli değildi ama hoşuma gitti..
O roma hamamında terleyen hayatımın sırtını keseledim.. açıkta kalan kemiklerim senindir artık…kayboluyorum...
Uzun ve sarışın ağaçların gövdelerinde yoksunluk biriktirdiği bir manzaradayım şimdi..izlanda yakınlarında bir cennette..
arabanın tekerine dolanan birkaç anıyı kurtarmaya çalışırken alev alan direksiyonu izliyorum…
ne olduğumun bir önemi yok ama ne olduğunuz hala önemli.
saydam bir dünyanın nefes alan duvarlarına çizikler atıyorum öleceğimi düşünürken..biyografim de olsa olsa üç beş çizgi.. onları seviyorum… unutmayı sevdiğim gibi. izlanda gibi.
unutmak hatırlamamak gibi değil. doğaç yeteneğimi hafızamın zayıflığına borçluyum ben. Ahmakça gelebilir ama öyle.
Bu dünya..
ahmakların tesadüflere değil, tesadüflerin ahmaklara inandığı bir dünya belki de.
Az sonra Kiev metrosundayım.






kiev metrosunda dans eden güzel bir rus görseydim bu aklımda kalırdı. ama orada gazete kağıtlarının üzerinde yatan evsizleri çabuk unutuyor insan..
sarhoşluğun hepimizle dalga geçtiği zayıf bünyelerimizle, kudretli hayaller kurmak. açılımsız bir cümleye aşık olmak kadar sıradan her şey. Ne yazık …
hatırlamak ya da unutmak. Ve kiev metrosundan yuvarlanan bir duble hayat. İç.
artık burada bir yerdeyim…
Sen kutsal ışığı arayan zavallı şövalye. Ben, mayhoş bir desibelde inleyen genç Britanyalı. bir sürtük..
biz: ucube kısalıklarından başlayıp ömrün,uzun soluklar peşine düştük...zamanı da işte o an icat ettik..
Kutsal diye bir şey yok. Sevdiğim ve sevmediğim şeyler var.
Burada olmak gibi. bu an gibi. Britanya gibi.
gözlerinden başlayıp karanlıktan bir uçurum çizeceğim .. sonra da, iç çamaşırlarımı dağıttığım boşluktan fikir döllemek için manzaranı öpeceğim..son kez...
Estonya’da bir hapishaneye düşmeden önce böyle söylemiştim..
abartma..cinnetin eşiğinde beşik sallıyoruz hepsi bu...
Şimdi ellerimle, çiviye şu duvarı asarım… üzerine, çaktığım iki akiyle bir de mezar kazarım..
sonra Ganj'da bir rüzgar yakalayıp aklımı tıraşlarım..
üstelik ayağına bastığım hiç bir tanrıdan özür dilemiyorum artık .

kim hayallerini katlayıp koymaz kırılgan bir kutuya bazen.





kim hayallerini katlayıp koymaz kırılgan bir kutuya bazen.


kim gitmek istemezki?
kim sıkılmaz ki haytaından bazen?
kim üzülmezki yaşlanıp
ölüme bir adım daha yaklaşınca?
ve kim hayallerini katlayıp koymaz
kırılgan bir kutuya hayat denen şey
umudun önüne geçmeye başladığında

evet şimdi parmaklarımızı sayıyoruz
beklenen zaman ne zaman gelir
o parmaklar nereleri gösterir
ve avuç ne zaman yalanır
istenilen hiçbir şey olmadığında...


sylvan