Palyaço Fanzin

düşünüp dünüp karara varılamayan ve yapılan bütün çabanın boşa gittiği, son sigaramın suya düştüğü, amorti bile vurmamış biletime beyaz bir güvercinin sıçtığı andan selam olsun...

palyaço fanzin gülümsemeksizin sunar: "5 über galaktik rezonans"

1 Kasım 2010 Pazartesi

park-ı memnu... hay behlül ü eşekler kovalasın...

diyorum ki...
eskilerden beri takıldığım çok güzel sohbetlere tanıklık etmiş, içinde her bankında binlerce bira içilmiş, nice dertlere nice akşamcıya ahbap olmuş olan park yaz mevsimi geldi geleli "park-ı memnu" olmuş.

birde baktım onlarca geceyi sabah ettiğimiz banklarda millet yiyişiyor. insanın aklına şöyle bi soru geliyor: kışın nerdeydi bu insanlar. düpedüz ibnelik...
"benim sevdiğim şeyleri sevmesinler ulan! benim için önemli olan bişeylerin üzerinde sevişmesinler, tepişmesinler kirletmesinler salak sıradanlıklarıyla."
diyerek mızıklanmak istedim kendi kendime. o an götüm kalkmış olmalı. yoksa gayet alçak gönüllüyümdür. yerseniz.

yinede adet yerini buldu kan kırmızısı bir renkle doğarken güneş. yaş iken eğiltemediğimiz ağaçları büyütüp öyle şeyler kazıdıkkı kabuklarına yaşlandıkça içlerine gömülecek sırf can yaksın diye çizilen çizgiler.

bir sürü şey öğredik tekrar tekrar. çoğunu bildiğimizi bile bilmiyorduk... öyle söyledi alkolizmin etkisiyle humanizmi tavana vurmuş bir gece bekçisizm.. sonra gittizm.

ana konumuz mutsuzluk... behlül'ü eşeğin kovalaması sadece bahane gülmeye. hayata karşı pis pis sırıtmayı bir nev'i pasif direniş olarak görmemiz gerektiğini öğrenmiştik daha çok gençken. gençken çok şey öğrenmiştik biz. eminim sizde öğrenmişsinizdir. ama kimin umrundaki kimin neyi öğrendiği, herkes kendi yalan hayatları içinde kaybolmuşken. peşinde koşulan onca şeyin aslında saçma sapan yalanlar olduğunu öğrenince insan ne yapar? ne yapmaldır?
benim bankımda sevişen insanlardan birine sormak isterdim bu soruyu. alacağım cevabı umursamadan gitmek isterdim oradan. ama yapmadım... gerçekten isteseydim yapardım...

onca yıllık deneyimlerimden öğrendiğim bişey var. paylaşmak istiyorum: avucunu yalamayı bilmeli insan...

kısacası uzun uzun konuştuk...
ardımızda 12 boş şişe, sabaha yaklaşan bir gece, 25 karafatma ölüsü ve askıya alınmış bir sürü konu bıraktık... bir dahaki sefere diye ayrıldık dağıldık evlerimize.

ilk yaprak düşmeden gitmeyeceğim o parka şimdilik.


sylvan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder