Palyaço Fanzin

düşünüp dünüp karara varılamayan ve yapılan bütün çabanın boşa gittiği, son sigaramın suya düştüğü, amorti bile vurmamış biletime beyaz bir güvercinin sıçtığı andan selam olsun...

palyaço fanzin gülümsemeksizin sunar: "5 über galaktik rezonans"

1 Kasım 2010 Pazartesi

çatılar

şimdi çatılar bütün uzuvlarını kaptırmışken kara, sokak lambalarımı kestiler çocuktum.belki patara plajında bu soğukta ne yapardır kaplumbağalar
güneşin değdiği yerden öpmek lazım tüm bu yazılı manifatura ve mefruşatı, gök yumurta üstüne yumurta fırlatıyor üstüm.
kalın tabanlarım keçe aldılar kendilerine seyyar satıcıdan, seyyar olmaktan memnuniyeti nedir acaba sormak lazım her şeyi sormak lazım sormadan mümkünatı yok tüm bu evveliyatın
kara basıyorum iz oluyor. tombala oynuyorum, kaşım gözüm yar. içtim biraz, sonra karda yürüdüm. kartopu attım kendime. çocuk parkı yaptım garın orda kardan
bardan bardan adamdı bizim ziya çok içmiş olduğumu anladı sallandım insanlar gördülerporsukun kenarında yürüdüm içimden bir atlı geçti kayığıyla dıgıdık dıgıdık, anlayamadım
eğlendim üşüdüm çok en çok ayakları üşüyor insanın, atkım tıpkı benim gibi kokuyordu sigarayla karşık bir hava vardı karlı
kaybettiğim şapkam için kardan bir mezar yaptım ağladım. cinderella benim külüme muhtaçtır diye biliyordum, komşu da komşunun komşu komşu hu
ah ya, evde yoklar, doğalgazdan zehirledim o çocukluğu ben, intihar bombası yerleştirdim poşumun içine...
atlarımın koşumuna dehledim, deh deh düldül sen bülbülsün ben bir şeyler şüphesiz ki diğergam bir insandım ama sevgilime eziyet ben eziyet de bir meziyet hey ziya.
sizim ben, sizsiniz siz o içinden duman çıkardığımız evi hatırladım korktum, lületaşından bir kuş yonttum yangın yananındır.şiir okuyum dedim biraz, kuyular geldi aklım vaz.
o kim bu kim şu kim, ya şu, ya bunda evetdır. içmeye niyetlendim çokmülk sahibi birbirine hiç de paralel olmayan, birbirini kesmeyen de bir sürü dünya sahibi idim, ne demişler atalar, mal sahibi
mülk sahibi hani bunun ilk sahibi.sekiz adet yüreğim vardı yanlış saymadıysam, sekizi de sessiz, sert sessiz. hani bana hani bana demiş müthiş de bir insan sevgisi tanrım ne yaman. “sıkıştıkça” ile başlayan bir cümle kurasım geldi şarkı söyledim
küçük kız, küçük kız, söyle bana nerdeydin? bu sabah bekledim, oynamaya gelmedin. bu sabah bekledim, hiç görünmedin?
sormayın halimi, ah neler oldu yüreğim sıkıştı, gözlerim doldu başıma gelenler eğer bilseniz çok üzüntü duyar, ağlardınız siz
çok geldi sonra şarkı uzun içimden madonna olacakmış dedim ya, inanmadınız, ama neden inanmazdınız?
bu sırada karda açtığım kuyular çok derin oluyordu ve içine tüm pislikliklerimi dolduruyordum ve merdivenlerden düşüyordunuz
annemde artık rüyamda beni aramıyordu ismail amca da. ismail de amma da isim ha be kamil.
diğer dostlarım da unutmuştu beni ben de yeni dostlar bulmakta pek mahir miydim neydim, çok kalleş biri olduğum su götürmez bir gerçek idi ve kendimi eşek suya üç tur düzenleyene kadar dövmeliydim
bi tur versene be ersan bisikletine koyim ersan. ben merak etme oynayabilirim çıkma araba lastikleriyle, ellerimizin en sevdiğimiz rengi
ahah aloe veralı bakım kremi çocuğumun ismini aloe vera koymayı düşledim.
ellerimden öpmelisin, avcumu öpmelisin avcumdan su içmelisin ellerim gözlerimdir benim, dolayısıyla bir öpüşte iki kuş
ya kuşlar, kuşlara ne demeli sofralarımızın daim konukları kuşlar, onlar da mı yalandı?
kuşlar balıklar hayvanları seviyor olmalıyız. bu işte bir cinlik var, eti cin. mahirdim evet, yeni dostlar bulmakta mahirdim, erkek olursa mahir, kız olursa çayan, yeni dostum olursa da adı teğmen dan
sağlam adamdı allah var, babama hiç benzemiyordu kalemi bastırdıkça kara, bastırıyordum.
sokak lambalarımı kestiler, traktör bisikleti çiğnedi, ezdi kar ellerinden tutmuştu çatıların, kollarını da istiyordu.
vallahi hayat pek zordu, hem de benim gibi dünyalar savaşı oynayan biriyle inanılmaz zordu ve neden bu kadar kalpsizdim bilmiyordum, küçükken kalp yerine bir pil sahibi miydim?
kalbimi kumbaraya mı atmıştım, orada mı birikiyordu, yoksa annem benim annesi değil miydi? ahahah işte buna pek güldüm dostum
sahi fransız teğmen’in adı neydi? kadını vardı bir de onun değil mi? ayva reçelim bitmek üzereydi ve annemi aramalıydım
içinden o dumanlar çıkardığımız evi hatırladım, annemin çocukluk evlerine benziyordu o sokak, oysa ben hep o sokakları gezmek, bu yüzden sanırım yani içinde bunca sokak varsa ve
hepsine bir şair ismi verilmişse, bir insanın içinde yani bunca sokak, sokaklarda top oynayan çocuklar, topunuzu keserim ulan
camları kırıp çok uzaklara çekip gitmiş çocuklar varsa, içinden duman çıkan ahşap kagir verandalı evler varsa insanın içindeki sokakların içinde, benim gibi oluyor diyebilirim sözgelimi
az kalpli ve bu yokuşu çıkmakta zorlanıyorsunuz farkındayım, kalp kelimesini de yasaklıyorum size
bana yürek ve kalp kelimeleriyle gelmeyiniz, kalbinizi kırarım, sokak deyiniz mesela kalp yerine, ya da sokak lambası filan onu o kadar eskitemedik henüz, esnetiyoruz mütemadiyen
siz iyisi mi harım veya avlu deyinnhavlu atmayın...sana diyorum anne duymuyorsun beni, oysa sen aralıksız on sekiz sene beni dinledin ...
biraz nişasta biraz çilek
ve biraz kafamızı sokup
basıyoruz mikserin tuşuna
temiz kalmak için çabalamak boşuna…Yüksek baslı oynak ritimlerle bozuyorum aklımı boynu kırılacak gölgemi seyrediyorum anne gelde izle bu koltukta oturan kızını

Düş Macunu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder